21 Nisan 2012 Cumartesi

Maçka Balık&İşkembe, İzmit

Arada bir olur. Ciğer canım çeker, çeker, çeker... Arnavut ciğeri de iyi gelir bu açlığıma Edirne ciğeri de... İkisi de iştahımı dizginlemeyi başarır.

Bu defa iş çıkışı öyle bir bastı ciğer kokusu her yanımı, tadını hissettim ağzımda. Tamam hemen, hemen... Daha yakın zamanda Arnavut ciğeri yemiştim, bu defa dümeni Edirne ciğerine doğru kırayım en iyisi. Zaten Halkevi'ne yakın yerde Maçka'nın bir şubesi var. İyi fikir.

Maçka aslında yiyecekler konusunda temeli ve kitlesi olan bir isim İzmit'te ama nedense bir türlü benim ayağım alışmadı. Çok seyrek olarak gidiyorum, sanki hakkını tam olarak veremiyormuşum gibi hissediyorum bu markanın. Aylaaaar önce Yahyakaptan'daki şubesine gitmiştik ailece, memnun da kalmıştık. Bu defa da çarşıdaki şubesindeyim.

Bir de tabi şöyle bir durum var, ciğer yemek isteyen bir insanın öyle ha diyince girip afiyetle bi ciğer yemeği yiyebileceği kaç tane mekan var ki İzmit'te? Az. Dürüm ciğer yapan yerleri saymıyorum. Son zamanlarda Garniture Cafe'de yiyorum bir de sıkça Arnavut ciğeri, iyi kotarıyorlar onlar da.

Yahyakaptan'daki şubesine gittiğim zaman ciğer yediğimi hatırladığım için, çarşıdaki şubesinde de olduğunu düşünüp içeri daldım ve direkt sordum garsona. Varmış.


Lezzet: Ciğerin önünden, böyle bir lokantada -modernleştirilmiş bir lokanta olsa da- çorba içmeden olmaz. Lezzeti zaten tartışılmaz. Limonlu halini sevmesen de kurallar gereği çorbana limon sıkarsın ve bayıla bayıla, sıcak sıcak içersin :). Türkiye'de yaşamanın getirdiği yemek kuralları :).

İnce uzun olandan gelecek zannederek süs biberi turşusu istemiştim garsondan ama masama gelen bodur süs biberi turşusuydu. Çoğu insan için fark etmeyebilir ama kesinlikle ince ve uzun olan süs biberinin daha acı ve iştah açıcı olduğunu söyleyebilirim.


Ben ciğeri biraz kuru seviyorum, bu sebeple bir miktar hoşnutsuzluğum olsa da tazeliği konusunda bir şüpheye kapılmadım yemeğimi yerken. Dolayısıyla ciğerin tadıyla ilgili de orta üstü bir memnuniyete sahiptim.

Sunum: Ciğerlerin kesimi bana biraz özensiz geldi. Sacın etkileyiciliğine rağmen birbirinden ayrık duran ciğer parçaları ortamda bir kıtlık havası oluşturuyor. Sanki tabak içeriği azmış gibi, oysa gayet yeterliydi. Sac boyutu küçültülebilir. Ve yine ortada biriken yağ hiç iç açıcı değil, benim için.

Ama şunu söyleyeyim, ciğerler piştiği sacdan alınıp başka bir tabağa konulsa belki daha temiz ve derli toplu gözükecekti ama direkt sacda sunulmasının da çok ayrı bir güzelliği var. Zaten bir lokantaya da ciğeri sacda sunmak yakışır.


Ortam: Masanın üzerinde yığılı plastik bardaklı suları başka bir yerde görseydim eleştirirdim ama mekanın restoran değil lokanta olduğunu kendime hatırlatınca (çarşıdaki şube lokanta, Yahyakaptan'daki şube restoran) masadaki su, ekmek, baharat ve sos bolluğunu, hızlı hızlı servis yapan garsonları vs. doğal karşılıyor insan.


Masa ve sandalyelerin bordo-kırmızı arası renginin bir an kahverengi olduğunu düşündüm de, o zaman burası için nasıl olup da lokanta kelimesini kullanabilirdim? Çok zor olurdu.

Ücret: Fiyatlar lezzetin ve ortamın  hak ettiği fiyatlar. Sıradan bir günde, sıradan bir öğünde, sıradan fiyatlarla orta üstü lezzetler.


2 yorum:

  1. Edirne'de yediğim ciğerin tadı hala damağımda sizi okudukça izmiti ne kadar az tanıdığının farkına varıyorum en kısa zamanda deniyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. deneyin ve yorumunuzu yazın lütfen. izmit geçmişi olan köklü bir kent, keşfedilmeyi bekliyor...

      Sil

Paylaş